bir sahiplenme öyküsü

Posted on 31 Mayıs 2012 tarafından

0


Bir blog takipçimiz, Erdoğan Karayel, bizimle bir köpek sahiplenme öyküsü paylaştı. Tüm canların yuva bulması, köpeklerin ve insanlarının mutlu sona kavuşması dileklerimizle paylaşıyoruz…

Gökten 4 elma düşmüş: Biri öykünün anlatıcısı Erdoğan Bey’e, diğer üçü de öykünün kahramanları Josy (veya Didoş), Hacer Hanım  ve Herr Schwraz’a…

 

Didoş nasıl Josy oldu?


yıl 1996..
hacer şirin stuttgart’ta bir kitabevi sahibidir.
malum halkımız çok okuduğu için
hacer bu işe varını yoğunu koyup baden-württemberg’de
ilk türk kitabevini açmıştır..
kitabevi hergün dolup taşmakta..
raflar karıştırılmakta, ikram edilen çay ve kahveler
afiyetle mideye inmektedir..
sohbet ortamları da harikadır..
aydın, entel, dantel ne varsa gelir her allahın günü..
ancakkkk…
akşam olup hacer kasaya baktığında
eve dönüş tren biletini karşılayacak parayı göremez kasada…
ama olsun, o bir idealisttir ve
“yoldan dönenin kaşığı kırılsın”dır…

derken bir yaz, nasıl olduysa tatil için gittiği samsun bafra’da
duvarın dibinde minik bir yavru köpek görür..
çamur, kir pas içinde annesinden ayrılmış bu yavruyu
alır evine götürür..
elinden geldiğince bakar günlerce..
ama dönüş zamanı geldiğinde onu bir yere bırakması gerekir.
şansı yaver gider ve bir yakınına vererek gözü arkada kalmadan almanya’ya döner..
ertesi gün bir telefonla yıkılır..
yakını köpeğin ağlamalarına dayanamayarak ertesi gün
bir başkasına vermiştir..
hacer üzüntüden ne yapacağını şaşırır..
yeni sahibini arar..
sahibi ona iyi bakmaktadir, içi rahatlar..
her gün arayarak adeta sahibini bıktırır..
aysonu gelen telefon faturalarını satılan kitaplar
karşılamaz bile..
bir gün.. o sahibi de artık bakamayacağını ve didoş’u
sokağa salacağını söyler..
zira artık büyümüş, koskoca köpek olmuştur..

“didoş”, kangal-kurt kırması bir köpektir..
oldukça zeki ve hareketli bir hayvandır..
ama hacer anası olmadan o da hayattan zevk almaz..
hacer bir gün dua eder “çok kitap satayım” diye..
duaları kabul olur ve on, onbeş kitap satar..
üstüne para ekler ve stuttgart’tan samsun’a
sadece ve sadece “didoş” için uçar..
gider onu bulur ve anlar ki; onsuz yapamayacak..
karar verir:
o’nu muhakkak almanya’ya getirecektir.
borç harç önce ona kafes alır, sonra da pasaport çıkartır.
gerekli işlemleri yaptırır ve birlikte gelirler stutgtart’a…

ilk günler keyifli geçer..
evde bir de kedi vardır ama sorun olmaz..
gel zaman git zaman büyüdükçe masrafları artar..
kitabevi de ha kapandı ha kapanacaktır..
tüm bunlar yetmez hacer’in bir de eşiyle arası açılır köpek yüzünden..
neredeyse “ya köpek, ya ben!” olur..
ve bir gün yakınlardaki bir türk oto tamircisine verilir istemeyerek..
didoş çok üzgündür, yemek yemez günlerce..
yeni sahipleri onu, “el bebek, gül bebek” büyütmez..
bir sokak köpeği gibi davranırlar..
kulübeye girmesini de yasaklarlar bir süre sonra..
otomobillerin olduğu alanda kir, pas ve yağ içinde
tanınmayacak hale gelir didoş.
garip hacer n’apsın çaresizlik içinde kendini yer bitirir.

derken horst schwarz adında bir almanla tanışır.
anlatır köpeğinin başına gelenleri.
alman acır hacer’e  ve köpeğine. tamirhanede daha iyi bakılması için çalışır.
ona mamalar alır, besler.
ama tamirhanedekiler  artık hacer’e göstermezler didoş’u.
adeta kovarlar geldiğinde.
bir süre sonra herr schwarz’ın da kredisi biter.
köpek kendi haline terkedilir..
hacer tekrar schwarz’a gider ve yalvarır.
onu oradan almasını rica eder.
horst schwarz zaten almak istemektedir didoş’u oradan.
ailesiyle de konuşur ve karar verirler oradan almaya..

ona önce bir kulübe yaparlar bahçede.
adını da “josy” olarak değiştirirler.
hacer annesi her zaman gelip görebilmektedir de.
hem didoş hem hacer çok mutludur.
geçen zamanla herr schwarz  ve ailesi sevgilerini arttırırlar.
artık josy onların çocuğu olmuştur.
kendisine özel bir ev yaparlar.
duvarlarında onun resimleri olan.
gündüz ve gece josy’e özel müzik yayını bile vardır evin içinde.
koca bir bahçesi, oyuncakları.
hatta özel veterineri.
herşeyden önce onu seven ve deger veren sahipleri…


josy pek bi mutlu şimdilerde.
ama hacer annesinden asla kopamaz.
hemen her gün onu görmeye gelir ve gezdirir hacer.
yine bu günlerden birinde biz de gördük onu.
sevdik, okşadık. mamalar verdik.
o, sanki benden bir söz istedi.
“benim öykümü yaz ve hayvan sevgisini olabildiğince yay“
diyerek gözleriyle.
onu kıramadım ben de.
hatta hacer’in de haberi yok bu öyküden.
okuduğunda şaşırır  şimdi.

hayvanlara sahip çıkalım. koruyalım.
sevgimizi esirgemeyelim.
benim iki tane sultan papağanım var.
onlara asistanlarım gözüyle bakıyorum..
hayvan sevmeyenleri kusura bakmasınlar ama
“eksik“ olarak görüyorum.
bu öyküyü de tüm hayvanseverlere armağan ediyorum..

Erdoğan Karayel