söz dinlemeyen köpek

Posted on 05 Mart 2013 tarafından

7


Burada okumaya alışkın olmadığınız bir cümleyle başlıyorum. Söz dinlemeyen köpek vardır. Ama devamında alışkın olduğumuz bir cümle var; söz dinlemeyecek köpek yoktur! Köpeğimiz sözümüzü dinlemiyorsa ilk yapmamız gereken geçmişe dönüp bakmak. Çünkü köpeğimiz söz dinlememeyi huy edindiyse bunun en büyük sebebi öğrenilmiş koşullanmadır.

Bu konuda öğrenilmiş koşullanmanın işleyişi nasıl dersek; köpeğimize genel olarak bize tepki vermeyeceği anlarda –ilgisi başka bir şeyin üzerindeyken- komut veriyorsak, biz seslendiğimizde tepki vermediği halde yanına gidip onun ilgisini çekmek yerine olduğumuz yerden seslenerek çırpınmaya devam ediyorsak bir süre sonra köpeğimiz için cevap verilmesi gerekli bir şey olmaktan çıkarız. Seslenmelerimiz bir fon sesi haline gelir de diyebiliriz bu durum için.

285364_10151084203287706_1839417467_n
Köpeğimizin bizi dinlememesinin sebebi buysa ve biz bunu fark ettiysek, artık çözüme yakınız demektir. Hatayı başlatan bu olduğuna göre dikkati başka bir şeyin üzerinde yoğunlaşmışken –yani bizi dinlemeyeceği garantiyken- ona seslenmemek çözüm için en önemli adımlardan biri.

Ancak bununla mı başlayalım derseniz, ben bu ikinci sırada olmalı derim. Çünkü ilgisi bizim üstümüzde bile olsa, bir kez fon sesi haline geldiysek ona verdiğimiz komutun pek bir önemi yok demektir. Bu yüzden önce fon sesi olma durumunun üstüne gitmek daha faydalı bir yaklaşım bence.

Fon sesi olma durumunu yıkmak için yapacağımız şeyler, onun olumlu bağdaştırmalar yapması için fırsatlar hazırlamak. Bir örnek üzerinden gidelim; arkadaşımız Marley çağırıldığında pek tepki vermiyor ve ilgisini çeken bir şey olduğunda alıp başını onun peşinden gidebiliyor. Sahibi de kaybolmasından korktuğu için parka gelse bile tasmasını açmak istemiyordu.

Sahibi yanımızda yokken bile bana alışkın olduğu için benim komutlarıma cevap veren Almila ve benim köpeğim Mocha zaten oynarken yanımızdan fazla uzaklaşmamayı tercih eden köpekler. Ayrıca ikisi de çağırıldığında iki eli kanda olsa gelirler. Bu durum o gün onlarla birlikte parka çıkmış olan Marley için büyük bir şans.

Almila kızandan yeni çıktığı için kokusu hala üzerinde, haliyle de Marley peşinden ayrılmıyor. Sahibine Marley’i de serbest bırakması için ısrar ediyorum. Marley’in kaçacağından korktuğu için çok tedirgin, ama Almila’nın peşinden ayrılmasının imkansız olduğunu anlatarak içini rahatlatıyorum biraz.

Almila'ya kuyruk olmuş Marley...Marley’nin tasması açılıyor, sınırları kızların çizdiği bir alanda oyun başlıyor. Kızlar sınırları biraz genişletmeye başladığında ben sesleniyorum “Mocha, Almila gelin buraya koş kızım gel yanıma”. Ben seslendiğim anda kızlar yanımıza koşmaya başlıyor, tabii Almila’nın o günki fahri kuyruğu Marley de peşlerinden.

İşte olumlu bağdaştırma denemesi bu anda başlıyor; tam sahibinin “Marley gel oğlum” komutu üzerine koşacağı şekilde, o ruh haliyle bize doğru koşan bir Marley var! Tam bu anda Marley’nin sahibi devreye giriyor ve sanki Marley onun komutuyla yanımıza koşmuş gibi davranıyor “Aferin oğlum, koş Marley, gel yanıma aferin benim oğluma!”. Sahibinin bu sevinç gösterilerinin peşine Marley de içinden “Geldim diye sevindi heralde, e gel diye de bağırıyordu? Demek ki o gel dediğinde yanına gidersem sevinecek!” diye düşünmeye başlıyor.

Başarılı birkaç olumlu bağdaştırma denemesinin ardından, köpeğimizin “gel” kelimesinin anlamını bildiğinden artık eminsek ikinci adım dediğim doğru anda komut verme aşaması başlıyor. Evet köpeğimiz “gel” kelimesinin anlamını artık biliyor, komuta uyduğunda ne kadar mutlu olduğumuzu görüyor ve bizi mutlu etmek istiyor.
Ama burada başka bir şey devreye giriyor. Bizim gel komutumuza uyup bizi sevindirmek o anda onun için hayatının en ulvi amacı mı?
Eğer gözlerimize bakıyorsa, bizimle oynamak istiyorsa, ya da en azından o sırada ilgisini çeken başka bir şey yok ve bizi sevindirmek o an için güzel bir eğlenceyse neden olmasın… Ama tam da bir kediyle göz göze geldilerse “gel” dememiz bir işe yaramaz, bırakmasını istiyorsak el mahkum yanına kadar gidip biz alacağız…

Mocha'ya "bırak odununu gidiyoruz" dediğimde dinlemezse "al odununu gidiyoruz" derim, önemli olan "gidiyoruz" kısmı nasıl olsa...
Ya da o sırada yeni bir köpek gördüyse ve tanışma ritüeli başladıysa o an için hayatının amacı o köpekle tanışmak oldu demektir, o sırada çıkartacağımız “gel” sesi yine fon sesinin bir parçası olmaktan öteye geçemiyor… Doğru anda komut vermekten kastım da bu.

Artık her sözümüzü dinlediğinde inanılmaz sevinç gösterileriyle karşılanmış ve bizimle mutluluk dansı etmek hayatının en önemli amacı olmuş bir köpeğimiz varsa, ağzında kemik varken ya da kedi kovalarken bile “bırak onu” dediğimizde sözümüzü dinleyebilir. Ama o aşamaya gelmek pek kolay olmuyor. Çok zor da değil aslında, ama biraz sabır ve çaba istiyor.

Sokağımıza yeni gelen Duman’ın sahibi Mocha’yı her gördüğünde “Bu nasıl bir köpek, ne desen yapıyor. Bizimki gel diyince gidiyor, otur deyince üstüne zıplıyor” diye dert yanıyor. Ben de her seferinde “aaah ah biz Mocha’yla ne kadar cebelleştik bu hale gelene kadar bir bilseniz, biraz zaman biraz sabır.” Cevabını veriyorum. Ama bu tepki dönüp kendimize bakmamı da sağladı.

Bazı zamanlar ben de Mocha için fon sesine dönüşebiliyorum. Sonra bir iki olumlamayla, kendimi tekrar hatırlatmayla eski halimize dönebiliyoruz.
Her zaman en gerekli şey çaba. Ama buradaki çabadan kastım “Gel buraya” diye yerimizde çırpınmak değil elbet. Eğitimli bir köpek de zaman zaman serserilik yapabilir, sonra her şeyi birkaç doğru zamanlama ve olumlu denemeyle geri hatırlayabilir.

O güne kadar hiç söz dinlememiş bir köpek bile doğru yaklaşım ve olumlu bağdaştırmalarla “uzaktan kumandalı” bir köpeğe dönüşebilir. Dediğim gibi; gerekenler sadece doğru yaklaşım, biraz çaba, biraz da sabır…

Tüm köpeklerin insanlarıyla iletişim kurabildiği, karşılıklı olarak anlaşabildiği bir dünyada yaşamak dileğiyle…

Selcen Keskin